Giriş
İnsanoğlu kendisinde zaman kavramı oluştuğundan bu yana sürekli „Benden önce ne vardı? Benden sonra ne olacak? sorusunu yöneltmiş ve bu sorulara yanıt aramıştır. Zaman kavramıyla birlikte (veya ondan önce veya ondan sonra), Hollandacası Geist, Latincesi spiritus İngilizcesi mind olan olgu ortaya çıkmıştır. Türkçede genellikle ruh sözcüğüyle dile getirilen bu olgu akıl ve zihin kavramlarını da karşılamaktadır.
İşte insana yukarıdaki soruların yanısıra Yaşamın anlamı nedir? Ben ne için yaşıyorum? gibi soruları da sordurtan hep bu spiritus’tur. İnsanoğlu yüzyıllardır bu ve buna benzer soruları, çevresini araştırarak yanıtlamaya çalışmış, yöntemler geliştirmiş, sonuçta bilimsel araştırma, giderek bilim dediğimiz olgu ortaya çıkmıştır.
Sonuçta bilim birçok şeyi açıklayabilmesine karşın en temel soruyu hiçbir zaman herkesin benimseyebileceği bir biçimde yanıtlayamamıştır ve belki de hiç yanıtlayamayacaktır. Bilimin bittiği yerde, yani yanıtını veremediği sorular karşısında inanç dediğimiz olguyla karşılaşıyor; inançların ortaya çıktığı kurumlar olarak da dini görüyoruz. İşte her din, İnsan dünyaya ne için geliyor, ne için yaşıyor? sorusuna yanıt vererek insanların vicdanlarını ve akıllarını rahatlatmaktadır. Hiç kuşkusuz Alevilik-Bektaşilik de bu ve bunun gibi sorulara kendi yolu yöntemince yanıtlar vermektedir.
Alevî / Bektâşî düsüncesinin temelini hosgörü oluşturmaktadır. Bu hoşgörülü bakıştan dolayı bir çok farklı anlayışı da içine almıştır. Zaman içinde Anadolu’da bulunan farklı isimlerle varlığını sürdüren Kalenderî, Haydarî vb. anlayış içindeki sûfîler Alevîliğin içine girmişlerdir. Bugün de Anadolu’da yaşayan kendilerini “Alevî, Bektâşî, Tahtacı, Kızılbaş, Çepnî vb. isimlerle vasıflandıran topluluklarının inanç ve genel değerler açısından birbirlerine çok benzemektedirler. Bütün bu topluluklar pîr olarak Hacı Bektâş Veli’yi kabul etmektedirler.
Fakat bu topluluklar ülkenin ve kendilerinin içinde bulunduğu sosyal şartlar sonucu kendine göre bir anlayış gerçekleştirmiş, zamanla gruplar arasında farklı düsünce, görüş ve uygulamalar yaygınlaşmıştır.
Aleviler etnik inanç ve kültürel değerler açısından homojen bir grup değildirler. Türkiye dışındaki coğrafyayı ayrı tutsak bile Anadolu Aleviliği içindeki etnik farklılıklar ayrıca değişik ocaklara bağlı olma, sözlü kültürle geleneğin aktarılması vb. sebepler bölgesel bakış açılarında ve uygulamalarda çeşitliliğe yol açmıştır. Anadolu Aleviliğini kendi içinde Türkmen, Kürt ve Arap Aleviler olarak üç kısma ayırabiliriz. Bunlar içinde çoğunluğu Türkmen Alevileri oluşturmaktadır. Anadolu Aleviliği ile kastedilen de Türkmen Alevilerdir.
Anadolu bir kültürler beşiği, doğu ile batı arasında önemli bir
köprüdür. Tarih boyunca da coğrafi konumu dolayısıyla ilgi odağı olmuş bir çok
kültürlere ev sahipliği yapmıştır. Bugün Aleviliği doğru anlamak ve tanımlamak
için Orta Asya’dan Anadolu’ya süren uzun Türk göçleri dolayısıyla etkilenmeleri
ve mevcut kültürlerle ve dini akımlarla olan ilişkileri göz önünde bulundurarak
yine aynı coğrafyada etkisini sürdüren Arap ve İran kaynaklı düşünceleri
dikkate almak gerekir.
Türk milleti yapısında bulunun yiğitlik/alplik gereği Hz. Ali’ye karsı farklı bir sevgi beslemiştir. Türk toplulukları arasında Hz. Ali’nin kahramanlıkları destanlaştırılarak anlatılmış, bu sevgiden edebi türler oluşmuş ve bu muhabbet nesillerden nesillere aktarılagelmiştir. Kuran’da peygamberin ehl-i beytine karşı sevgi istemesinin emredilişi buna karşılık Hz. Muhammed’in Nimetleriyle sizi beslediği için Allah’ı sevin, beni de Allah sevgisi için sevin, ehl-i beytimi de benim sevgim için sevin şeklindeki hadisiyle başta Hz. Ali olmak üzere ehl-i beyte karşı duyulan sevgi kutsallık kazanmıştır. Öğretilerini bu sevgiye dayandıran Alevîlik / Bektâsîlik anlayısının piri Hacı Bektas Veli Anadolu’da bir takım sosyal ve siyasi karısıklıkların hüküm sürdüğü bir dönemde ortaya çıkarak halkın dini duygu ve heyecanına hitap ederek söz ve nasihatlarıyla ümit ve hoşgörüyü merkeze almış kitlelerin gönüllerinde yer edinmiştir.
Alevilik ve İslam
Alevîlik tarihi süreç içerisinde sosyo-kültürel ve siyasi açılardan ülkemizde her zaman gündeme gelerek hassasiyetini koruyan bir anlayıştır. Son yıllarda küreselleşen dünya ölçeğinde özgürlüklerin yeniden tanımlanması kişilerin inanç ve düşüncelerine saygı bağlamındaki gelişmeler ve herkesin kendini ait hissettiği kimliğiyle varolmasına imkan sağlanması sebebiyle son zamanlarda Alevilik geçtiğimiz yıllara oranla daha çok konuşulmuş daha çok tartışılmıştır. Tartışmaları tetikleyen iki temel görüş öne çıkmıstır. Bunlardan ilki Aleviliğin İslam dışında olduğuna dair uçuk iddia diğeri ise Avrupa Birliği ilerleme raporu ile gündeme gelen Alevilerin azınlık olarak yorumlanması durumudur.
Aleviliği İslam dışı olarak ifade eden anlayış hiçbir bilimsel temele dayanmamaktadır.
Kendilerini daima İslam’ın içinde gören Aleviler, cem ayinlerinde Allah, Hz. Muhammed ve Hz. Ali aşkını en samimi söyleyişleriyle dile getirirler. Ayrıca Alevi anlayışının en yaygın şekilde işlendiği edebi ürün olan şiirler -ki bunlar Alevi-Bektâsî topluluklarınca dilden dile okunmuş, ilâhî bir boyut kazanıp günümüze kadar soluğunu devam ettirerek gelmiştir- aynı samimi aşkla doludur. Alevi/Bektâsî inancının da ana kaynağı durumunda olan bu şiirler bu anlayışa mensup şairlerimizce Anadolu’nun çeşitli yörelerinde saz eşliğinde gönüllere nefes vermiştir.
Elbette Alevilik anlayışı içerisinde
tarihi sürece bağlı olarak bir çok kültürden etkilenmiş olmanın izleri vardır.
Orta Asya’daki en eski Türk inançlarından Horasan Melamiliğine, Kalenderilikten
ve Hurufiliğe bir çok anlayış Alevilik içinde yer almıştır. Ama aslolan ve
Aleviliğe temel teşkil eden ana unsur İslam inancıdır.
Alevi-Bektaşi Hoşgörüsü
Alevi inancında hoşgörü yalnız kendi din ve tarikat mensuplarıyla sınırlı değildir. Başka dinden kişilere de aynı hoşgörüyle bakılmıştır. Hacı Bektaş Veli, yörede bulunan Hristiyan’larla da güzel bir diyalog kurarak onların gönüllerine girmesini bilmiştir.
Hristiyanlar ona büyük bir saygı duymuşlardır. Nefsini bilmek, benlikten geçmek, alçak gönüllü ve kanaatkar olmak, iftira, kıskançlık, kibir, hased, kin, dedikodu gibi huylardan uzak olmak, doğruluk, iyillik, yardımcı olmak, sıkıntıya tahammül ve sabır göstermek Bektaşi ahlakının başlıca noktalarıdır.
Bektaşiler can yakmayı sevmediklerinden avcılık yapmazlar.(6) Bektaşilik sevgi ve barış üzerine kurulmustur. Bu anlayış inanç ve düşünce ayrılığı gözetmeden bütün insanlığı sevgi ile kucaklar. Dünya insanını bir ve kardeş bilir. Hacı Bektas öğretisinde arslan ile geyik birarada işlenerek, güvercin görünümünde ortaya çıkmıs; barıs dostluk ve maddi temeller üzerine oturtulmuş bir sevgi anlayısıyla yapılandırılmıştır. Hacı Bektaş Veli Anadolu’da bir gönül eri olarak çalışmıştır.(7) Hacı Bektas Veli Fevâid adlı eserinde “Eğer daima Cennet’te olmayı istersen herkesle dost ol ve kimseye karşı kin tutma. Merhem ve mum gibi ol, diken olma.”(8) sözlerini söyler. Bektaşilikte sevgi Bektaşiliğin temel kaynaklarında bir âdâb ve erkân olarak yer alır, şiirlerde bu kavramla ilgili söyleyişlere sıkça rastlanır. Bektaşiliğin temelini sevgi (muhabbet) oluşturur. Sevgiden yerin göğün direği olarak bahsedilir. Sevgi şiirlerde sıkça işlenmiştir:
Yok ise kalbinde muhabbet sevgi
Yıkıktır kalbinde Allah’ın evi
Özünden haberi olmayan devi
Salıver yabana yorulsun gitsin
Kul Budalâ
Hoşgörü de Alevi-Bektaşi erkanının en önemli ahlak ve âdâb kurallarından biridir. Bu kural Alevi-Bektaşilik’le özdeslesmis ve (öğretinin ) genel niteliği durumuna dönüşmüştür.
Alevi-Bektaşi ahlakının ve yaşam felsefesinin tam merkezine yerleşen eline, beline, diline sahip olma kuralı Alevîliğin-Bektaşiliğin edebini oluşturur. Alevîliğin-Bektaşiliğin ahlakı ve ahlak felsefesi tümüyle bu kural üzerine oturtulmuştur. Bu kural giderek Alevi-Bektaşi toplumlarının yaşam felsefesine dönüşmüstür. Senin olmayanı alma, sahiplenme, namuslu ol, beline sahip çık (harama uçkur çözme), baskaşının ırz ve namusuna göz dikme, yalan söyleme, görmediğine tanıklık yapma ve kırıcı söz söyleme, gibi davranışları zorunlu kılar. Bu kurala daha sonraları “işine, aşına, eşine sahip ol” üçlemesi de eklenmistir. Bu da aynı mantığa dayanır. İşini bilen işinde dürüstçe çalışan, üreten, çocuğuna helal kazanç yediren ve namusunu bilen gözeten koruyan ve herkesin namusuna saygı duyarak yaşayan bir insan ve toplum modeli oluşturmak amaçlanır.
Alevi erkânınca kutsal kabul edilen “üç
sünnet yedi farz” adlı bir takım kurallar vardır. Üç sünnetten ikincisi “kalbinden adaveti gidermektir. Kimseye kin
ve kibir beslememek, kıskançlık etmemek ve hırsına uyup Şeytan’a gönül
vermemektir.” Üçüncü sünnet ise “Sözü Hakk’ın kudreti ola, kimseyle kavga
etmeye, kimseye düşmanlık yapmaya” şeklindedir.
Alevilikte Kadına Bakış
Bir toplumun kadına bakışı o toplumun medeniliği hakkında bir fikir vermektedir. Gerek Dünya’da gerekse Türkiye’de kadına verilen haklar gelişmisliğin bir ölçütü olarak algılanmaktadır. Toplumlarda kadına bakış, o toplumun tarihinde yaşadığı sosyal hadiselerin etkisiyle oluşmakta, din vb. olguların da katkısıyla olumlu ya da olumsuz bir süreç yaşamaktadır.
Ülkemizin değişik bölgelerinde kadına bakışta farklılıklar gözlenmektedir. İslamiyet öncesi dönemde eski Türklerde kadının yeri ile günümüz Türkiye’sinde kadına bakış, farklılıklar göstermektedir. Tarihi süreç içersinde anlayış ve ritüellerindeki uygulamalara bakıldığında Alevi kültürüne mensup toplulukların kadın algılaması ile eski Türkler arasındaki kadına bakışta bazı paralellikler görülmektedir.
Türk kültürünün en temel özelliklerini korumuş olan Aleviler ve Bektaşiler kadına ayrı bir değer vermişlerdir. Onlar herkese can gözüyle bakmıştır. Kadın erkek ayırmamışlardır.Alevi Bektaşi inancında kadın erkek ayrımı yapılmaz, böyle bir ayrımın yapılması kınanır. Aksine kadın her alanda yüceltilir. Onlar cinsiyet ayrımı yapmaz, insana sırf insan olduğu için değer verirler. Alevi – Bektaşi düşüncesinde insanlar bir can olarak sosyal hayatın her alanında erkek kadın olmasına bakılmadan eşit haklara sahiptir. Cem töreninde Dede, bir erkeğin bir kadını; bir kadının da bir erkeği cinsiyeti ile değil, can olarak görmesini ister. Alevi anlayışında yaratılış olarak herkes eşittir. Kadın erkek hepside candır.
Alevîler arasında, Hz.Ali gibi tek eşlilik esastır. Çok sınırlı sayıda da olsa çocuğun olmaması durumunda çift evli örnekler de vardır. Bu evliklerin tamamında ya ağır koşullardaki kadınların hastalığı ya da uzun süre çocuğunun olmaması temel nedendir. Bu uygulamalarda bile, kadının razılığı mutlaka şarttır. Böyle bir durumda bile evlenen düşkün, olur.
Fakat diğerine göre bu durum biraz daha anlayışla karşılanmaktadır. Bu anlayış hiçbir zaman hoşgörü boyutunda olmayıp, bir anlamda zorunlu kabulleniştir. Ama kesinlikle, Alevîler arasında asıl olan Hz. Ali gibi tek eşliliktir. Erkeğin istediği zaman kadını boşaması mümkün değildir.(21) Bütün bunlarla birlikte tarihi süreç içersinde uygulamalarda arzu edilen eşitliğin
olmadığını söyleyebiliriz.
Sonuç
Bugün azımsanmayacak bir nüfusa sahip olan Alevilerin tarihi ve kültürel geçmişi ciddiye alınması gereken ve bilimsel bir bakış açısıyla değerlendirilmesi gereken önemli bir konudur. Meseleye sadece bugünden veya tarihin başlangıcından bakmanın yeterli olmadığı açıktır. Başlangıçtan günümüze uzanan tarihi seyir ve bu seyir içindeki etkilenmeler, siyasisosyal faktörler vb. bütün unsurlar göz önüne alınarak bir kanaate varılmalıdır.
İnsanların en temel haklarından olan inançların bir takım siyasi ve ideolojik kaygılarla
sömürülmemesi gerekir. Bunun için de Aleviliğin başta mensuplarına olmak üzere herkese doğru bir sekilde öğretilmesi gerekmektedir. Bunun için bilimsel yayınlar tesvik edilmeli, medyada özellikle gençlere yönelik öğretici yayınlar yapılmalıdır. Bütün bunlara ülkemizdeki demokrasi ile birlikte ilerleyen bir süreç olarak bakılmalıdır. Daha düne kadar bıçak sırtı konular olarak görülen bu meseleler bugün herkesin önünde tartışılmaktadır. Bu da yaşanan gelişimin ve değişimin örneğidir. Bize düşen ifrat ve tefrite düşmeden bilimin önderliğinde orta bir yol bulmaktır.
Bugün bir çok Avrupa ülkesinde yaşayan Alevi vatandaşlarımız, oralarda yaşayan diğer vatandaslarımız gibi ciddi bir kültür başkısı altında yaşamaktadırlar. Özellikle yeni yetişen nesil kendi kültürel kimliğini bu baskın kültürler içinde kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bugün yurt dışında örgütlenen Alevi diasporasının bakış açısı ile Türkiye’deki bir çok Alevilerin bakışı arasında temel noktalarda farklılıklar gözükmektedir. Bu da yurt dışında Alevi kültürünün yanlış öğretilmesi ve bir sonraki kuşağa bu haliyle aktarılması dolayısı ile gelecekte bu farklı bakışın arası daha da açılacaktır. Bugün yeni yeni hissedilen bu farklılık Alevi kültürü içinde gelecekte büyük bir problem oluşturabilir.
Alevi kültürünü geleceğe aktarmada ve bu inanç ve kültüre ait değerleri uygulamada cemevleri ve Alevi dedeleri önemli bir görev üstlenmektedir. Bu sebeple bu iki kuruma gerekli özen gösterilmeli ve devlet tarafından desteklenmelidir. Bugün cemevlerinin statüsü bir sorun olarak devam etmektedir. Dedelerin eğitimi ve fonksiyonlarının da belli statülere kavuşturulması sorunu vardır. Bütün bunlar kültürün doğru algılanmasına ve gelecek kuşaklara doğru aktarılmasına katkı sağlayacaktır. Zaman zaman Sünnî kesimlerle farklılıkların altı çizilerek bunu bir çatışma vesilesi gösteren iç ve dış tahrikler karşısında toplum olarak duyarlı olmak durumundayız.
Esasen Alevi kültürünün temelini teşkil eden hoşgörü felsefesi
geçmişte olmuş olumsuzlukları kine dönüştürmeyecek kadar muhabbetle doludur.
Aynı kader birlikteliği içinde önemli bir çok ortak değerlerin yanında insan
olmanın gereği farklı bakış açılarının bulunması tabii bir durumdur. Fakat bu
farklılık hiçbir zaman ayrışmaya dönüşecek değildir. Hacı Bektaş Veli’nin ifade
ettiği gibi zaman “bir olma, iri olma, diri olma” vaktidir.
KAYNAKÇA:
ALEVÎ, Sırrî Rıfaî- Seyh Ahmed BEDREDDÎN :Bektâsî Tarikatına Ait Usul Âdâb Âyinler
Mecmuası H. 1284 (1867) Süleymaniye Kütüphanesi.
ATALAY, Adil Ali(1996), İmam Cafer Sadık Buyruğu, İstanbul.
BAHADIR, İbrahim: Alevi Bektaşi İnancına Göre Kadın,Hacı Bektaş Veli Arastırma Dergisi, S.32, Kış 2004.
EFE, Hayrunnisa (1997), “Ziya Baba’nın Hayatı”, Hacı Bektaş Veli Dergisi, 2, Ağustos.
ELÇİN, Sükrü(1986), Halk Edebiyatına Giris, Ankara.
EYÜBOĞLU, İsmet Zeki (1992), Alevî Bektâşî Edebiyatı, Đstanbul.
FIĞLALI, Ethem Ruhi (1991), Türkiye’de Alevîlik Bektâşîlik, Ankara.
GÜNAY, Umay(1986), Aşık Tarzı Şiir Geleneği ve Rüya Motifi, Ankara.
Hacı Bektaş Veli, Fevâid (haz. Mehmet YAMAN), Ankara.
KÖPRÜLÜ, M. Fuat (1984), Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Ankara.
NOYAN, Bedri (1987), Bektâşîlik Alevîlik Nedir, Ankara.
NOYAN, Bedri (1976), Bektaşi ve Alevilerde Hukuk Düzeni (Düşkünlük), I.Uluslararası
Türk Folklor Kongresi Bildirileri, Ankara.
OCAK, Ahmet Yaşar, İslâm Ansiklopedisi, Bektâşîlik maddesi, C. 5.
ÖZ, Baki (1997), Bektâşîlik Nedir, İstanbul.
ÖZCAN, Hüseyin (2001), Bektâşî Âdâb ve Erkânı, G.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora
Tezi Danışman: Abdurrahman GÜZEL, Ankara.
ÖZMEN, İsmail (1995), Alevi-Bektaşî Şiirleri Antolojisi, Ankara.